Lilypie Third Birthday tickers

Lilypie Fourth Birthday tickers

8 Şubat 2011 Salı

14. AY BİTERKEN .....

Uzuuuun ara verice blog alemine nerden nasıl başlayacağımı bilmiyorum söze. Günler geçti aylar geçti Defne kız 14.5 aylık oldu. Ama ben Defne kızın annesi çok ihmal eder oldum buraları ve de birçok şeyi. Her seferinde bu son bir daha bu kadar uzamayacak ara desemde olmuyor işte.

Ahh ahh nasıl yorgunum bilseniz. Benim Defne kızım bir yaramaz bir cadı oldu ki sormayın. Son bir aydır inanılmaz değişti huyları. Daha inatçı daha kararlı sinirli ve bilmiş oldu. Herkes "daha dur asıl şimdi başlıyor senin işin" diyor bana. Aman Allahım bir çocuk bu kadar hareketli bu kadar hızlı ve enerji dolu nasıl oluyor anlamıyorum. Uyuduğu zamanlarda ne kadar dinlene biliyorsam, sonrası dolu dizgin. Herşeyi heryeri merak eder durumda, sürekli yürüme halinde oturması sadece mama sandalyesinde birşeyler yerken. Yorulsamda şükrediyorum yinede sağlığı yerinde olsun hasta olmasında diyorum kendi kendime. Gerçi son zamanlarda nezle grip salgınından ailecek bizde etkilendik ve haliyle Defnoş'ta burnu akar öksürür durumda. Ama keyfi neşesi çok yerinde.


Defne Ela cadısı neler mi yapıyor şöyle bir sıralayım;


Artık rahatlıkla yürüyebiliyor, yerden istediği şeyi oturmadan alıp doğrulabiliyor, anne, baba, dede, abi, mama, amin, didet(çiçek), düttü(düştü), bebis, ditti(gitti), attı, tik tak( sevdiği müzik ve saati gösterince), mee( inek ve koyuna:) gibi birkaç kelimeyi söyleyebiliyor. Amcan nerde diye sorulduğunda yukarda diye gösteriyor. Taklit yeteniği arttı hoşuna giden bir sesi hemen kendide yapıyor söylüyor. Kalemle bir yerleri kalamayıda çok sevdi Defnoş. Televizyon kumandasını eline alıp tv ye dönerek açmaya çalışıyor, odadan odaya elinde birşeyler taşımaya bayılıyor bu ara. Tüm oyuncaklarını oda oda gezdiriyor, beresi atkısı ayakkabısını verdiğimizde hepsinin nereye giyilebileceğini biliyor ve çabalıyor, yeni yeni mutfak dolaplarını açıp karıştırmaya başladı, mama sandalyesinde eliyle birşeyler yemeyide çok seviyor, yapbozlarıyla oynamayı pek sevmesede eline verdiğimizde yapması gerekeni biliyor tam yerini bulmasada yerleştirmeye çalışıyor, lagolarını birbirine takıp çıkartmayı seviyor, banyoya her girdiğinde diş fırçasını istiyor ve fırçalıyormuş gibi yapıyor aslında damaklarını kaşıyor:) Artık ayrılıkların farkında ve evden çıkacağım zamanlarda gördüğünde bana gelmek istiyor, babaannesi ve dedesi kapıdan çıkarken almıyorlar diye arkalarından ağlıyor, ağlamayı bilmeyen kız yavaş yavaş ağlamakla birşeyler yaptırabileceğinin farkına varıyor. Misafirimiz olan küçük Sezen ablasının her fırsatta gidip saçlarını yoluyor, ısırmaya çalışıyor, elindeki oyuncakları almaya uğraşıyor:)) Canım Sezoş'um meleğimse canı çok yansada hiç kardeşinin canını yakmıyor tabiki şimdilik:)



Düşünüyorum ve daha çok yazasım geliyor ama yazı uzayıp gider ve sıkıcı bir hal alır diye yeterli diyorum.


Defne Ela son 1 aydır ara ara burun akıntısı ve öksürükle huzursuz ediyor bizi. Dişlerin sayısıda artıyor zamanla ve her yeni çıkan dişte biraz etkiliyor sanırım. Üstte 4. diş yeni çıktı, altta 4 dişi var.


Dün burun akıntısı ve öksürükten dolayı doktoruna götürdüm. Şükürler olsun hiçbir sorun yok. Geniz akıntısına bağlı öksürük ve 10 gün sürer şuruba antibiyotiğe gerek yok dedi doktoru. Kilosu 11750 -800 civarında çünkü tartılma anında bizim minik durmadı yerinde, boyuda 81.5-82 cm. Son günlerde öksürükten dolayı iştahı pek yerinde olmasada gelişimi gayet iyi dedi doktoru. Normal inek veya keçi sütüne artık geçebileceğimizi, haftada 2 gün balık yemesi gerektiğinide söyledi. Hafta sonuda aşıları için tekrar gidicez bakalım inşallah öküsüğüde geçmiş olur.


Çooook uzun oldu yine bu yazı ama ne yapayım az bile sayılır bana göre:)) Şimdilik bizden sımsıcak sevgiler sizlere.

31 Ocak 2011 Pazartesi

BİZDE SON DURUMLAR....

İçten sımsıcak duygularla merhaba diyorum öncelikle, sonrasında ise hayırlı bir hafta diliyorum herkese.



Uzun zaman oldu ayrı kaldım bloğumdan merak edenlere bizi özleyenlere herşeyin yolunda olduğunu ve iyi olduğumuzu söylemeliyim ilk olarak. Fakar Bursa dönüşü yoğun geçen günlerim ve yeğenim Sezen ve annesinin bizde misafir oluşu, Defne Ela'nın sürekli hareket halinde oluşu ve daha fazla ilgi istemesi buralara uğramamı engelliyor bu ara. Evimizde 3 yaşında ve 1 yaşında iki meraklı cadı olunca gün içinde onlarla uğraşmaktan iş güç derken nasıl akşam olduğunu anlamıyoruz bile. Yeğenim Sezen'in bizde olması Defne için çok iyi oldu bu günlerde. Beraber birçok şey yapabiliyorlar. Hatta kavga bile edebiliyorlar arada:)) Bizde yengemle birlikte oturup gülüyoruz bu şirin durumlarına.
Yakın zamanda tekrar eski formuma dönüp sık sık buralarda olmayı diliyorum:))

Defne kız ve anasından herkese kucak dolusu sevgiler............

7 Ocak 2011 Cuma

YOLCUYUZ BİZ.......


Bavullar hazır biz gidiyoruuuuuuuuzzzz. Nereye mi? Tabiki Bursa'ya:)) Anane ve dedemizin yanına. Bir müddet kalacağız kızımla.
Defne'yi bugün kontrol için doktoruna götürdüm. Burnu akıyor halen öksürükte azaldı ama devam ediyor ara ara. Durumu iyi zamanla bunlarda geçicek dedi doktoru.
Sağlığımız hakkında bilgimizde verdikten sonra, biz dönene kadar herkes kendine iyi baksın. Bizede hayırlı yolculuklar:)
Sevgiyle kalın............

5 Ocak 2011 Çarşamba

2011 in İLK GÜNLERİNDE DEFNE ELA....


Yılbaşı akşamı yeni bir yıla, sen uyurken elini tutarak, yumuşacık yanağını okşayarak ve içimden senin için ailemiz için bir sürü güzel dualar ederek girdim güzel kızım. Ama senin biraz ateşin vardı ve hastalanıyordun. 2011 in ilk gününe kusturacak kadar öksürerek ve burnun akarak merhaba dedik meleğim ve hemen aynı gün doktora gittik.Şükürler olsunki sadece soğuk algınlığı yaşadığımız.Geniz akıntısı öksürük yapar dedi doktorumuz. Bir iki şurupla iyileşeceğini söyledi bize.

Hasta olmana rağmen yüzündeki gülücük hiç eksilmedi ya kızım maşallah diyorum sana. Ama sen öksürdükçe benim boğazım acıdı sanki. Bir güzel karnını doyurduktan sonra ardı ardına öksürmenle tüm yediklerini çıkardığında ise sanki ben aç kalmışım gibi oldum. Ama 2 gün sürdü bu durum korktum uzun sürerse diye. Şimdi neşen gayet iyi, iştahında öksürüğün tamamen bitmesiyle düzene girecek inşallah.

İşte durum böyle sevgili blog dostları. 2010 son günleri ve 2011 in ilk günleri hastalıklarla üzüldük. Ama bunada şükür, Rabbim dermansız dert vermesin hep bunu söyler dururum.

Herkese kucak dolusu sevgiler..........

31 Aralık 2010 Cuma

MUTLU YILLAR......


HERKESE ÖNCE SAĞLIKLI SONRA BOL BOL KAHKAHALI SONRASINDA HUZURLU EN SON OLARAKTA BOL BOL HAYIRLI HELAL KAZANÇLARINIZIN OLACAĞI BİL YIL DİLİYORUM.
İYİ SENELER.

29 Aralık 2010 Çarşamba

CANIM SIKKIN...

Yorgunum bu ara hemde mutsuz. Aklım burdan uzakta. Gece gündüz Onu düşünüyorum. Günler çabucak geçsede yanında oluversem diyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu yani pazar günü Bursa yollarındaydık. Canım babam tekrar anjio için hastaneye yatacaktı. Yine sıkıntı vermeye başlamıştı kalbi. Tüm aile yanındaydık o gün. Torunları, çocukları moraldik hepimiz O'na. Pazartesi günü hastaneye yattı babam, tabiki biz dönmek zorunda kaldık İstanbul'a. Yapılan anjio sonucu stent takılmaya karar verilmiş ve takmışlar. Gece yoğun bakımda yatarken ağrısı oluyor ve sabahında tekrar anjio yapılıyor. Herhangi bir sorun olmadığı görülünce pazartesi akşamı taburcu ediyorlar babamı. Şükürler olsun şimdi çok iyi. Bundan sonrada iyi olur inşallah.

Hep babasına aşık bir kız oldum ben. Yüzündeki tebessümle mutlu olan, üzgün olduğunda ise hıçkırarak ağlayacak kadar aşık. Uzakta olup sağlığı için dua ederken bir an önce yanında olmayı sımsıkı elini tutmayı beklemek ise çok zor. Bu durumdaki halimi siz düşünün. Günde kaç kez aradığımı ben bile hatırlamıyorum artık. Elim sürekli telefonda.

Bu hafta sonu tekrar gitmek istiyorum Bursa'ya ama kısmet diyelim yinede. Hatta şöyle uzun uzun kalsam yanlarında nasılda iyi olur.

Defne mutlu mesut geziniyor her yerde keyfi yerinde anlıyacağınız . Bursa'da çocukları, anane ve dedesini görünce önce küçük bir şaşkınlık yaşasada sonrasında tavşan gibi zıpladı ordan oraya. Gün içinde yaşadığımız yoğunluk ve Bursa İstanbul arası yolculuk pek hoşuna gitti minik kuzumun.

Durumlar şimdilik bizde böyle.

Allah anne babalarımızı başımızdan eksik etmesin, sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler nasip etsin inşallah.

21 Aralık 2010 Salı

13.AY

1 yaş artı 1 ay eşittir Defne Ela.



Herkes "ne çabuk büyüdü bu kız" ve ardından " ahh bir de anneye sormak lazım" diyor. Belki bir yanda haklılar söylediklerinde ama gerçekten çabuk geçiyor zaman yetişemiyorum sanki ve anlamadan büyüyor diyorum cevap olarak. Doğum gününü kutlamamızın üzerinden 1 ay geçmiş bile çabucak.

Meleğim benim şimdi mışıl mışıl uyuyorsun. Kocaman karyolan dar geliyor sana nedense:) Herşey iyi hoşta geceleri sağa sola dönerken kafanı vurmasan korkuluklara ne iyi olacak. Farkında bile olmuyorsun derin uykunda ama annenin içi cızzz ediyor o sesi duyduğunda.

Her sabah uyandığında odanı ilk kez görüyormuşcasına sevincin ve tüm oyuncaklarına "ayyy" , "hiiii" diyerek seslenişini izlemek , sonra hiç sıkılmadan ağlamadan kendi kendi konuşmanı, ardından "anne" demeni duymak nasıl mutlu ediyor beni anlatamam canım kızım. Yanına geldiğimi anlayıp, karyolandan beni görebilmek için kafanı yana eğmen, "günaydın kızımmm" dediğimde sarılıp kendince beni öpmeye çalışman ve bunları her sabah yaşamak öyle değerli öyle güzelki.

ve yaşına eklenen artı 1 ayla birlikle Defne;

- akşam saat 22-22.30 saatlerinde yatıp sabah 7.30 -8 gibi uyanıyor (gece uyanmadığı için herhangi birşey içirmeme gerek kalmıyor) sabah uyandığında 150 ml devam sütü içiyor,

- kahvatımızı beraber yapıyoruz ve her sabah yumurta, keçi peyniri, bal yada reçel, tereyağ, bazen yarım yazen 1 dilim çavdar ekmeği ya da buğday ekmeği ve en son pekmez ( dut, keçiboynuzu, üzüm), dönüşümlü olarak birgün böyle birgün peynirli omlet, birgün cevizli, cicibebeli ve tahıllı karışım yiyor. Her kahvaltısında taze sıkılmış meyve suyu içiyor.


-ara öğün olarak evde keçi sütünden mayaladığım fakat pek sevmediği yoğurdu yiyor,


-öğlen kıymalı yada tavuklu yada kemik suyu ile hazırlanmış çorba yiyor,


-akşam yemeğinde bizimle birlikte O'na uygun ne varsa atıştırıyor ve yatmadan da muhallebisini yiyor.


-artık yürüyebiliyor minik bir penguen sanki, kolları iki yanda ve yürüyebilmenin vermiş olduğu mutlulukla atıyor her adımını eh arada bir düşmüyor değil:))


-her oynadığı oyun, her hareketi ve kitaplarına bakışı bile daha bilinçli artık.


- mama, dede, anne, baba,abi, düttü (oyuncağı yere düşünce), ditti (birinin gittiğini görünce), attı( oyuncağını yere atınca), acaaa (ercan amcası) gibi kelimeleri söyleyebiliyor


- Defne kaç yaşında diye sorduğumuzda işaret parmağını kaldırıp 1 yapıyor,


- kulağın, gözün, burnun ağzın nerde dediğimizde gösterebiliyor,


- ayakkabılarını, çoraplarını ayağını gösterip bize veriyor giydirmemizi istiyor ve daha sayamadığım birçok şeyi işaret edip kendince anlatmaya veya yapmaya çalışıyor,


- şimdlik 3 dişi var 4. yolda beklemedeyiz,


Kilosu ve boyu konusunda birşey diyemiyeceğim bu ay doktora gitmediğimiz için ama gelişimi gayet iyi çok şükür.


Yine çok uzatmışım hiç farkında olmadan:)) Onu yapıyor bunu yapıyor derken, almış gitmişim yine:) Eeee konu Defnoş olunca böyle uzayıp gidiyor satırlar kusura bakmayın. Bu kadarla da kalmazdım ya neyse:))


Şimdilik kızımla bizden size sımsıcak kucak dolusu sevgiler.....

AKŞAMLARI NE YAPIYORSUNUZ?

Dün sevgili rengarenk blog arkadaşımın sitesini gezerken okudum Can Dündar'ın bu güzel yazısını ve paylaşmak istedim.

..............................

Dümdüz bir soru size: Akşamları evde ne yapıyorsunuz?

Koltuğa uzanıp, hiç tanımadığınız Amerikalı dedektiflerle, hiç tanımadığınızAmerikalı haydutları mı kovalıyorsunuz?

Yoksa yerli dizilere kaptırıp hiç bilmediğiniz konaklarda yaşanan hayatlarımı seyrediyoruz?

Dört saat televizyon seyretmenin sekiz saat çalışmak kadar beyni yorduğunubiliyor musunuz?

İki türlü hayat var:
1. Yaşanan hayat,
2. Seyredilen hayat,

Akşamlarınız televizyona kilitliyse, bilin ki, hayatı sadeceseyrediyorsunuz !

Akşamları evde ne yapıyorsunuz?

Akşamlarınızı nasıl geçiriyorsunuz?

" Pek çoğu gibi biz de çekirdek çıtlatıp saatlerce televizyon izliyoruz "diyorsanız, durup bir düşünün lütfen;dünyaya birkaç kez daha geleceğinize mi inanıyorsunuz?

Böyle bir şey olsaydı, şimdiki hayatımızın bir bölümünü ziyan etmek şimdikikadar acı sonuçlar doğurmayabilirdi belki.
Ne çare ki sadece bir hayatımız var. Bu da maalesef, çok kısa.
Ortalama altmış yılın yirmi yılı uykuda geçiyor. Kalan kırk yılın yirmi yılı çocukluk, eğitim, vesaire...
Son yirmi yılı da ziyan edersek, bize yaşanacak bir şey kalmaz.
Akşamlarınızı sadece televizyona veriyorsanız, sayılı nefeslerinizden birbölümünü çöpe atıyorsunuz demektir!
Çünkü televizyon izleyen kişi hayatta değildir, zira hiçbir şey yapmamakta,hiçbir değer üretmemektedir; bu da bir anlamda yaşamamak sayılır.

Ne mi yapmalı?..

1. Ailece kitap okuyun, sohbet edin:
Nasıl tanıştığınızı, ilk nerede görüştüğünüzü, sıkılıp sıkılmadığınızı,nerede nasıl evlendiğinizi, nikah şahitlerinizi, düğününüzü anlatın. Çocuklarınıza, onları hem dinleyin, hem de okumaya çalışın.
2. Gezin:
Gezmek için ille de bir maksat olması gerekmez, en büyük maksat hayatıpaylaşmaktır. Yakınsanız deniz kenarına inin, ayaklarınızı denize sokun ve becerebiliyorsanız taş sektirme yarışına girin.Sonra da güneşin pembe gülücükler saçarak batmasını seyredin. (İnanın televizyon seyretmekten çok daha keyifli ve dinlendiricidir) Ormanda hep birlikte yürüyün, ağaçlara isim takın, yol boyu açan çiçeklerisevin ve çocuklarınıza bunlarla sevmeyi öğretin. (Ama bilin ki hayat öğrenmek ve öğretmekten ibaret değildir. Dinlenmek, eğlenmek gibi olgular da hayatın bir parçasıdır) Çocuklarınızla ilişkilerinizde asla öğretmen tavrı takınmayın. Onlarla arkadaşlık etmek dünyanın en keyifli işidir.
3. Akraba ve komşularla ilgi bağı kurun:
Onlara ya gidin, ya da onları size davet edin. Sohbetiniz televizyonsuz olsun ki tadı çıksın. Birbirinizi gerçekten tanımaya çalışın. Bilirsiniz, " Komşu komşunun külüne muhtaçtır. "
4. Kültürel ve sanatsal etkinliklere katılın:
(Konferans, seminer, sergi, doğru sinema ve tiyatro) Hayatınızı biraz olsunrenklendirecek başka şeyler de bulabilirsiniz. Yeter ki isteyin. Bir şeyi çok isterseniz, Allah sebebini halk eder ve çok istediğiniz şeyeulaşırsınız. "Olmaz ki " diye düşünüp taleplerinizi ertelerseniz,hiçbir yereulaşamazsınız. Aile bağlarının güçlenmesi, paylaşacak şeylerin çokluğuyla mümkündür. Ne kadar çok şey paylaşırsanız aileniz o kadar güçlenecek, o kadar diri duracak ve mutlu olacaktır. Hatıra defterine televizyon dizilerini yazamazsınız. Oraya ancak yaşadıklarınızı yazabilirsiniz. Her gün bir şeyler yaşamalı ve bunları deftere geçirerek geleceğe tarihdüşürmelisiniz. Bugün öyle bir hayat yaşayın ki, yarına da kalsın. Torunlarınıza filananlatacaklarınız olsun.

Ayrıca unutmayın ki; Hayatı biriktiremezsiniz; Ya her anını yaşayacaksınız, ya da ziyan edeceksiniz.

Artık cevap gelsin:

Akşamları ne yapıyorsunuz?..

YAŞIYOR MUSUNUZ, YOKSA SEYREDİYOR MUSUNUZ?

CAN DÜNDAR

16 Aralık 2010 Perşembe

HEP BÖYLE KAL...

Sanki çok büyümüş gibi geliyorsun arşivdeki dolu fotoğraflarına bakarken ve dikkat ettimde çoğu fotoğrafta kocaman bir tebessüm var minicik yüzünde.
Önce melekler güldürdü seni sonrasında melekler ve biz:)
Doğduğunda belliydi mutlu,güleç suratlı bir bebiş olacağın.

seninle beraber büyüdü gülücüklerin,

gözlerinin içi parlayarak hemde,


kim olursa olsun karşında,



oyuncaklarınla oynarken, kitaplarının sayfalarını tek tek çevirirken bile,




her uykudan uyandığında gülüyor yüzün.


RABBİM CÜMLEMİZİN EVLATLARINI ÖMÜRLERİ BOYUNCA GÜLDÜRSÜN İNŞALLAH...

11 Aralık 2010 Cumartesi

KIZIMIN DOĞUM GÜNÜ İÇİN HAZIRLADIKLARIM...


Kurban bayramı dönüşü hemen kolları sıvadım girdim mutfağa. Zaman çok az ve yapılması gereken bir sürü iş vardı. Yetişecek mi olacak mı derken herşey zamanında bitti ve güzel biten birgün oldu. Keşke zamanım olsaydı da daha güzel şeyler yapabilseydim kızım için. Menüde neler mi var buyrun bakalım,

zeytinyağlı yaprak sarma
makarna salatası
çilek soslu cupcake
mahlepli kurabiyeler

sosisli karnıyarık börek

katmer poğaça

anneanne elinden baklava

uğurböcekli kanepe

babaanne elinden mercimek köftesi

renkli şekerlerimiz
veeee hepsiyle masamız:)